AxyVeraX © 2021. Tüm hakları saklıdır.

BuSonDakika – Son Dakika Haberler

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Sağlık
  4. »
  5. Çocuğun okul korkusu küçümsenmemeli!

Çocuğun okul korkusu küçümsenmemeli!

admin admin - - 9 dk okuma süresi
11 0

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, çocuklarda okul korkusu ve okula gitmeyi reddetmenin nedenleri, özellikle ayrılık kaygısıyla ilişkisi, belirtileri ve sorunun nasıl ele alınması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.

Okul korkusu ile anne babadan ayrılma kaygısı birbirini besleyebiliyor!

Okulların açılmasının, birçok çocuk için heyecan verici bir başlangıç olsa da bazı çocuklarda yoğun kaygıya dönüşebildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Özellikle okula yeni başlayan, uzun bir tatilin ardından sınıfa dönen veya okul değişikliği yaşayan çocuklar; evden çıkmak istememe, ebeveyne sıkıca tutunma, okul kapısında ağlama ya da çeşitli bedensel yakınmalarla okula gitmeyi reddetme davranışı gösterebiliyor.” dedi.

Okul korkusu ile anne babadan ayrılma kaygısının birbirini besleyebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Çocukların verdiği sinyallerin doğru okunması gerekir. Okul korkusu, çocuğun okula gitme düşüncesi karşısında yoğun kaygı yaşaması ve bu nedenle okula gitmekten kaçınması ya da okulda kalmakta zorlanması şeklinde görülebilir. Bazı çocuklar kaygısını doğrudan ‘korkuyorum’ diyerek anlatabilir. Bazıları ise sabahları karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma hissi, iştahsızlık veya sık tuvalete gitme isteği yaşayabilir. Bu belirtiler çoğu zaman okul saatleri yaklaştıkça artar, çocuk evde kaldığında hafifleyebilir. Uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, kabus görme, okul eşyalarını hazırlamak istememe, pazar akşamı başlayan huzursuzluk ve pazartesi sabahı yoğunlaşan bedensel şikayetler de dikkate alınmalı.” şeklinde konuştu.

‘Okulu sevmiyor’ demeden önce kaygının kaynağı anlaşılmalı!

Okula gitmek istemeyen her çocuğun aynı nedenle zorlanmadığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Çocuk anne babasından ayrılmaktan, okulda tek başına kalmaktan, öğretmeniyle iletişim kuramamaktan, arkadaşları tarafından dışlanmaktan veya akademik olarak başarısız olmaktan korkabilir.” dedi.

“Akran zorbalığı, öğrenme güçlüğü, dikkat sorunları, öğretmen değişikliği, sınıf değişikliği, taşınma, aile içindeki çatışmalar, hastalık, kayıp ya da travmatik bir olay da okul reddinin arkasında bulunabilir.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, sorunun yalnızca okul kapısındaki davranışa bakılarak açıklanamayacağını,  çocuğun ev, okul ve sosyal yaşamının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Okul, ayrılığı görünür hale getiriyor!

Çocuğun gelişiminin belirli dönemlerinde bakım veren kişiden ayrılırken huzursuzluk yaşamasının doğal olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, şunları söyledi:

“Yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha yoğun, uzun süreli ve günlük yaşamı bozan kaygının ayrıca ele alınması gerekir.

Çocuk anne veya babasının başına kötü bir şey geleceğini düşünebilir, onlardan ayrı kalmayı reddedebilir, yalnız uyumak istemeyebilir ya da sürekli güvence talep edebilir. Okul, ayrılığı görünür hale getirdiği için bu kaygının en belirgin yaşandığı yerlerden biri olabilir. Burada temel mesele çoğu zaman okulun kendisinden çok, güven duyulan kişiden uzak kalma düşüncesidir.” 

Kaygının bedendeki karşılığı göz ardı edilmemeli!

Okul sabahlarında ortaya çıkan bedensel şikayetlerin ‘bahane’ olarak görülmemesi gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Kaygı çocuklarda fiziksel belirtilerle kendini gösterebilir.” dedi.

Çocuğun gerçekten karın ağrısı, bulantı, çarpıntı veya baş dönmesi hissedebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Öncelikle tıbbi bir neden bulunup bulunmadığı değerlendirilmeli. Fiziksel bir hastalık saptanmadığında ise şikayetleri küçümsemek yerine duygusal etkenler araştırılmalı. ‘Hiçbir şeyin yok’ demek çocuğu rahatlatmayabilir; tam tersine anlaşılmadığı hissini güçlendirebilir.” diye konuştu.

Uzayan vedalar çocuğa ‘burada tehlike var’ mesajı verebilir!

Okul kapısında yapılan uzun vedaların ve tekrar tekrar geri dönmenin ayrılık anını daha da zorlaştırabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, ebeveynin sakin, kararlı ve öngörülebilir olmasının çocuğa güven verdiğini söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Vedalaşma kısa, sıcak ve net olmalı. Ebeveyn ne zaman geri geleceğini çocuğun anlayabileceği biçimde söylemeli ve verdiği sözü tutmalı. Gizlice uzaklaşmak güveni zedeleyebilir; dakikalarca süren vedalar ise ayrılığın tehlikeli olduğu mesajını verebilir. Ebeveynin kaygısı çocuğa kolaylıkla yansıyabildiği için yetişkinin kendi duygusunu düzenlemesi de çok önemli.” açıklamasını yaptı.

‘Ağlarsan seni burada bırakırım’ gibi sözler kaygıyı büyütebilir!

Çocuğu tehdit etmek, utandırmak, başka çocuklarla kıyaslamak veya korkusunu küçümsemek gibi yaklaşımların sorunu derinleştirebileceği uyarısını yapan Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “‘Bebek gibi davranma’, ‘herkes gidiyor, bir tek sen ağlıyorsun’ ya da ‘ağlarsan seni burada bırakırım’ gibi sözler çocuğun kaygısına utanç ve suçluluk da ekler.” dedi. 

Bunun yerine çocuğun duygusunun kabul edilmesini, ancak okula devam etme konusunda sakin ve tutarlı duruşun korunması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, çocuğun her kaygılandığında evde kalmasına izin verilmesinin kısa süreli rahatlama sağlasa da kaçınma davranışını pekiştirebileceğinin altını çizdi. 

Aile ve okul aynı dili konuşmalı!

Okul korkusunun çözümünde öğretmen, rehberlik servisi, aile ve gerektiğinde çocuk ruh sağlığı uzmanının ortak yaklaşım geliştirmesinin önemine değinen Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Çocuğun okula geldiği ilk dakikaların önceden planlanması kaygıyı azaltabilir.” dedi.

Çocuğu kimin karşılayacağının, sınıfa nasıl geçeceğinin, zorlandığında kimden destek isteyeceğinin ve günün sonunda kimin alacağının net olması gerektiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Evde başka, okulda başka mesaj verilmesi çocuğun belirsizlik hissini artırabilir. Yetişkinlerin ortak, sakin ve tutarlı bir plan izlemesi güven duygusunu destekler.” ifadelerini kullandı.

Çocuğun davranışı yalnızca inatlaşma olarak görülmemeli! 

Okul reddinin farklı ruhsal, gelişimsel veya çevresel nedenlerle ilişkili olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Değerlendirmede akran zorbalığı, sosyal kaygı, depresif belirtiler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlükleri, otizm spektrum özellikleri ve aile içindeki değişimlerin göz önünde bulundurulması gerekir.” dedi.

Çocuğun davranışını yalnızca inatlaşma olarak görmenin altta yatan nedeni kaçırmaya neden olabileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan sözlerini şöyle tamamladı:

“Etkili destek, önce çocuğun neden zorlandığını doğru anlamakla başlar. Kaygının günler içinde azalmaması, giderek şiddetlenmesi, çocuğun düzenli biçimde okula gidememesi, sınıfta kalamaması veya bedensel şikayetlerin sıklaşması durumunda profesyonel değerlendirme alınması gerekir. Yoğun uyku ve iştah sorunları, belirgin içe kapanma, öfke patlamaları, panik belirtileri, akran zorbalığı şüphesi ya da çocuğun kendisine zarar verme düşüncelerinden söz etmesi durumlarında ise gecikmeden destek alınmalı. 

Tedavi ve destek planı her çocuk için bireysel olarak oluşturulur. Çocuğun yaşı, gelişim özellikleri, kaygının nedeni, süresi ve aile dinamikleri değerlendirilir. Gerektiğinde çocukla psikoterapi çalışmaları, ebeveyn danışmanlığı, okul düzenlemeleri ve eşlik eden başka bir ruhsal sorun varsa buna yönelik tedavi birlikte planlanabilir.”

 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir